Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz
islami bilgiler

 

Hicretin beşinci senesindeydi. Mekkeli müşrikler toplanıp Medine üzerine bir saldırı yapmaya karar ver­mişlerdi.

Onların bu niyetlerini haber alan Peygamber Efen­dimiz ise, hücuma geçecekleri yere öylesine uzun ve derin bir hendek kazdırmışti ki, kolay kolay bu uzun çukuru atlayıp Medine’ye girmek mümkün değildi.

O İki taraf da, hendeğin iki yanında yerini almıştı. Mekke’den kalkıp Medine’ye gelmiş olan mütecaviz müşrikler, kendilerini müdafaa zorunda kalan mü’minlere karşıdan karşıya hakaretler yağdırıyor:

Ya bugün, ya da yarın sizin kökünüzü kazıyıp, hepinizi yok edeceğiz, tehdidinde bulunuyorlardı. Müş­riklerin çoğunda çelik zırh, besili atlar vardı. Çelik zır­hı giyip besili ata binince cesaretleri artıyor, bunlardan

mahrum müslümanları bir hücumda yok edeceklerini sanıyorlardı. Nitekim, girdiği savaşlarda çok kan dök­mesi ile meşhur olan Abdived oğlu Amr da bunların içindeydi. Bu adam hendeğin karşısında ileri çıkıp meydan okudu:

Var mı içinizde karşıma çıkıp erkekçe dövüşebilen? Varsa çıksın da göreyim, sıcak kanını kızgın kum­ların üzerine dökeyim.

Ashâb, bu herifi iyi biliyorlardı. Kan döküp, insan öldürmekten zevk alan azgın bir cani idi. Kılıcını kudurmuşçasına sallar, hasmını bir anda yere sererdi.

Amr bin Abdived, kendisine cevap verilmekte gecikildiğini görünce şımarıklığını daha da arttırmıştı.

Peygamber Efendimiz bu herife denk olabilecek bi­rini araştırıyordu. Gariptir ki, her defasında Hz.Ali or­taya atılıyor:

Yâ Resûlâllah, müsaade buyur şu şımarık herife haddini ben bildireyim diyordu.

Efendimiz nihayet teklife razı oldu.

Yanıma gel, yâ Ali, diyerek huzuruna çağırdı. Mü­barek zırhını çıkarıp sırtına giydirdi, Zülfikâr adlı kılı­cını da eline vererek şöyle dua etti:

Yâ Rabbi, amcam Ubeyde’yi Bedir’de, Hamza’yı da Uhud’da benden aldın. Geriye amcam oğlu Ali kal­dı. Onu da burada alma, onu bana bağışla!

Peygamberimizin zırhını sırtına, kılıcını da eline al­mış olan Hazret-i Ali, kan dökücülüğüyle meşhur ol­muş Amr’ın üzerine doğru yürümeye başladı. Hendeği geçerek Müslümanlara daha da yaklaşmış olan Amr, ona:

Sen kimsin, adın şanın nedir söyle bakayım? di­ye şımarıkça bir sual sordu. Hazret-i Ali kendini tanı­tınca kahkahayı bastı:

Be çocuk, sizin içinizde hiç mi bana karşı koya­cak adam kalmadı? Senin gibi bir çocuğu gönderdiler. Haydi git, ben sana kıymak istemem. Baban Ebû Tâlib ile dostluğumuz vardı. Onun geçmiş hatırı için kanını dökmek istemem!

Bu söz Hazret-i Ali’ye ağır gelmişti. Bunun için Amr’a kendini muhatap aldıracak şekilde cevap verdi:

Sen benim kanımı dökmek istemiyorsun, ama ben senin kanını dökmeye hazırım.

Amr kızmıştı. Demek hasmını korkutamamıştı. Atı­nı mahmuzlayarak Hazret-i Ali’nin üzerine doğru yürü­dü. Kendi kendine söyleniyordu:

Ben Amr bin abdived’im. Sen kim oluyorsun ki?

Gelen cevap manâlıydı:

Sen o kadar kahraman biri olsan, at üstünde du­rup, yerdeki adama saldırmazdın. Baksana ikimiz eşit miyiz?

Mağrur Amr’ın kan beynine sıçramıştı.

İşte atımdan da iniyorum, diyerek kumların üze­rine atlayarak indi. Ashâb, Hazret-i Ali’nin arka tara­fında saf tutmuş, dualar ediyordu. Karşı taraftaki müş­riklerin ise vuruşmayı Amr’ın kazanacağından hiç şüp­heleri yoktu. Hattâ zaman zaman şımarık sesler bile duyuluyordu:

Haydi Amr, bitiriver şu küçük adamın işini de, görsünler putlarımızın zaferini. Kibir ve gururdan başının göklere değdiğini sanan Amr, Hz.Ali’ye iyice yaklaşmıştı. Vuruşma başlamak

üzere iken Hazret-i Ali’den beklenmedik bir teklif aldı.

Ey Amr, sen demişsin ki, her kim savaştan önce benden üç şeyden birini isterse mutlaka birinden biri­ne razı olurum, savaşı terkederim, bu doğru mu?

Evet doğrudur!

Öyle ise ben de savaşmadan önce senden üç şey­den birini kabul etmeni istiyorum.

Neymiş o üç şey?

Biri, Allah’ı bir bil, şu anda içimizde bulunan Muhammed’i (s.a.v.) de Allah’ın gönderdiği peygamber kabûl et.

Amr, sert ve kesin cevap verdi:

Benden böyle bir şey ümid etme!

Öyle ise, müşriklerin içinden savaşmadan çekil git. Şayet sizin adamlarınız bize galip gelir ise maksa­dın sen zahmet çekmeden eline geçmiş olur. Eğer Resûlüllah galip gelirse, çekilmekle bir kaybın olmaz. Bel­ki de hayatını kurtarırsın.

Amr’ın cevabı biraz daha sertleşti:

Buna Kureyş’in kadınları bile razı olmaz, sen ne­den bahsediyorsun? Ben putlara adak adadım. Sizin peygamber dediğiniz Muhammed’den Bedr’in intikamı­nı almazsam ağzıma lokma koymayacağım. Bu benim adağımdır. Yerine getireceğim bunu.

Böylece iki teklifini yapmış olan Hazret-i Ali, üçün­cü teklif olarak şöyle dedi: Demek seninle aramızda kılıçtan başka çare yok­tur. Buyur meydan îmanla küfründür!

Gurur ve kibirden kendini dağlar gibi büyük gören Amr, hızla hücuma geçti. Uzun ve keskin kılıcını iyice havaya kaldınp Hazret-i Ali’nin başı üzerine bütün kuvvetiyle indirdi. Aynı hızla kalkanını kılıcın karşısı­na çıkaran Ali, her ne kadar sakındı ise de, kalkanı iki­ye bölen kılıcın başını yaralamasına mâni olamadı.

Yüzüne aşağı kan damlalarının indiğini gören ashâb telâşlanırken, müşriklerde beklenen oldu der gibi bir sevinç görülüyordu.

Hamle sırası Hz.Ali’ye gelmişti. Resûlüllâh’dan al­dığı iki başlı Zülfikâr’ıyla hücuma geçen Ali, öyle bir hızla vuruşmaya girdi ki, bir-iki saniye içinde ortalık toz duman içinde kaldı. Tarafların durumları geriden kestirilemez hâle geldi. Toz duman içinde nâralar atılı­yor, sesler geliyordu.

En nihayet yüksek sesle bir tekbir sadâsı işitildi. Resûlüllah Aleyhisselâm bu tekbir sesini işitince tebes­süm etti, o da tekbirle karşılık verdi. Bu tekbirin bir za­fer işareti olduğu az sonra anlaşıldı. Çekilen toz du­mandan sonraki manzara ibretliydi. Kendini dağlar kadar büyük, karşısındakini de karıncalar kadar küçük gören mağrur Amr’ın başı bir yanda, gövdesi de diğer yanda kumlara gömülmüş vaziyette görünüyordu. Ba­site aldığı Hazret-i Ali, sırtında Resûlüllah’ın zırhı, elin­de de Zülfikâr’ı ile mağrur caninin gururuna son ver­miş, tecavüzüne mâni olmuştu. Ashâp her birlikte tek­bir aldılar. Mü’minlerde sevinç ve sürûr, münkirlerde ise kin ve küfür görülüyordu.



Hızlı Sayfa Navigasyonu



Etiketler